Son Güncelleme: 22.12.2017

Dermatoloji Tarihi

Dr. Hafit Savaskan ve Dr. Agop Kotogyan’in Profesörlük Takdim Tezleri Münasebetiyle Profesörlüge Yükseltilme Konusu

  • Adem Köslü

Turk J Dermatol 2016;10(1):45-46

Günümüzde profesörlüge yükseltilme kosullari bellidir. Hersey 1981 yilinda kabul edilen 2547 sayili Yüksek Ögretim Kanunu ile belirlenmistir. Daha dogrusu bu kanunun 65. maddesi geregince hazirlanmis olan Ögretim Üyeligine Yükseltilme ve Atanma Yönetmenligi hükümlerine göre uygulanir. Bu yönetmenligin 17. madde esasi üniversitelerde bos olan kadrolarin ilani ve bu ilan sonrasi adaylarin yerine getirmesi gereken hususlari gösterir. On sekizinci maddede ise profesörlüge yükseltilmek için aranan sartlar belirtilmistir. Yirminci madde geregi basvuran adaylarin durumlarini ve bilimsel niteliklerini tespit etmek için 5 profesörden ibaret bir jüri seçilmesi hakkindadir. Bu jüri tarafindan profesörlüge yükseltilmesine karar verildiginde sunulan rapor çerçevesinde rektörlük atamayi yapar. Konunun genel çerçevesi budur. Ayrica her üniversitenin belirledigi bazi kurallar vardir. Ancak degerlendirmeye yönelik bazi esaslari da eklememiz gerekir. Arastirmalarin ve yayinlarin nitelikleri ve arastirma eserinin yayinlandigi derginin etki faktörü (impact factor) dikkate alinmaktadir. Tip fakülteleri için en az “1” degerinde olmasi istenir. Diger taraftan 600-700 puanlik bir toplama ulasmak zorunludur. Adayin en az bir doktora veya uzmanlik tezi yönetmis olmasi gibi detaylar da vardir. Yüksek Ögretim Kanunu (YÖK) çikmadan önce de muhakkak ki belli kanun ve kurallar çerçevesinde yapilirdi bu isler. Kirk yila yakin bir zaman öncesinde doçentlik imtihanina girdigim dönemde geçerli prosedürü unuttum bile. Ancak iyi hatirladigim bir konu var. Profesörlük için 2. bir lisana sahip olmak gerekirdi. Ve bunun için bir imtihani geçmek lazimdi. Diger taraftan aynen doçentlik tezi gibi bir de profesörlük takdim tezi hazirlanirdi. Bunlari iyi biliyorum çünkü 1975’te Cerrahpasa Deri ve Zührevi Hastaliklari kürsüsünde çalisiyordum. Doç. Dr. Agop Kotogyan’in 2. dil imtihani bizim klinikte yapildi. Klinikte ayri bir heyecan vardi. Jüri üyeleri seremoni ile karsilandi. Prof. Dr. Turgay Atasü’nün gelisini bugün gibi hatirliyorum. Hafit Savaskan hoca daha önce girmisti 2. lisan imtihanina, ben askerdeydim. Hatirladigim diger bir konu da degerli hocalarimin bu süreçteki çalisma gayret ve heyecanlari idi. Bu çok degerli iki profesörlük takdim tezi simdi sanal müzemizin seçkin belgeleri arasinda bulunuyor. Simdi ifade etmek istedigim diger bir konu da sudur. Aynen uzmanlik veya doçentlik tezleri gibi profesörlük için de tez hazirlanmasi bir zorunluluk olmasi disinda kisiye çok önemli mesleki bilgi ve tecrübe kazandirmakta idi. Bunun için iki örnek vermek istiyorum. Hocam Prof. Dr. Faruk Nemlioglu’nun klinikte yatan bir Lyell sendromlu hasta vizitinde yapmis oldugu fevkalade disküsyon beni hayretlere düsürmüstü. Zaten momento klinigi son derecede kuvvetli olan hocam bu hastalik konusunda ise tam bir otorite idi. Bunun sebebini daha sonra buldum. Zira hocamin profesörlük takdim tezi 1962 yilinda yapilmisti ve konusu da on bir olgu münasebetiyle Stevens-Johnson sendromunun klinik etüdü idi. Ben bu tezi görmedim. Görmedigim diger tezler arasinda Prof. Dr. Nevzat Öke’nin 1967 yilinda hazirlamis oldugu “Dünya’da ve Bizde Sifilizin Durumu” ve Prof. Dr. Ahmet Murat’in 1973 yilinda hazirladigi “Bazal ve Spinal Hücreli Epitelyomalarda Klinik ve Histopatoloji Arastirmalar” isimli tezler de var. Prof. Dr. Nevzat Öke’de çok bilgili bir hoca idi. Sifilizin konu edildigi bir toplantida “Tuskegee Deneyimi”ni ilk kez ondan duydugumda kidemli bir uzmandim. Nasil oluyor da o zamana kadar bu önemli tecrübeyi hiç duymamistim. Sonradan anladim ki bu gibi konulari ancak ekstradan kafa patlatanlar bilir. Sifiliz konusunda profesörlük tezi hazirlayan sayin hocamin da bunu bilmesi normaldi. Bildigim kadari ile YÖK doçentlik tezide istememektedir. Yaptigim arastirmada çok sayida eski hocamizin (hemen hemen hepsinin) bir doçentlik tezi hazirladigini gördüm. Tespit edebildiklerimi sirasiyla yaziyorum: Cevat Kerim Incedayi “Dermatomikozlarda Hayati Reaksiyonlar” (1936), Necmettin Gürhan “Bünyevi Çocuk Egzamalarinda Etyoloji ve Eliminasyon Diyeti Sonuçlari” (1952), Cemal Gezen “Egzamanin Fizyopatolojik Mekanizmasinda Merkezi Sensitivo-Vejetatif Reflekslerin Rolü” (1957), Nizamettin Erbakan “Dermatofitlerin Morfolojik ve Histolojik Morfolojilerinin Patojeniteleri ile Ilgisi” (1960), Ahmet Akçaboy “Sinir Sualari ile Tedavi Edilmis Nörodermatitis Cirkonskriptalarda Röntgen Arizalari Bakimindan Histolojik Tetkiki” (1961), Nur Or “Saçlarin Büyümesinde Arsenigin Rolü” (1963), Özdemir Bingül “Veziküllü, Büllü, Püstüllü Deri Hastaliklarinin ve Deri Tümörlerinin Teshisinde Eksfoliyatif Sitolojinin Mutlak Degeri” (1964), Atif Taspinar “Lepranin Muhtelif Klinik Formlarinda Hasta ve Saglam Deride Asit ve Alkalin Fosfataz Dagiliminin Mukayeseli Tetkiki” (1969), Sevinç Akkaya “Psoriasiste Ince Barsak Mukozasinin Histopatolojik Degisiklikleri” (1970), Nihat Benlioglu “Dühring Hastaliginda Elastik Fibrillerdeki Degisiklikler” (1971), Türkan Saylan “Sellüler Nevusun Histokimyasi” (1972) ve Nüzhet Aras “Psoriasisli Hastalarda Dermatoglifik Degisiklikler” (1974). Aslinda Cevat Kerim Incedayi, Burhan Remzi Urus ve Cemal Gezen gibi hocalarin profesörlük takdim tezi hazirlamalari anlamli degildi. Buna karsilik 1960 sonrasi doçent olan bu hocalarimizin da muhtemelen hemen hepsi profesörlük takdim tezi hazirlamis olmalari gerekir. Ancak ne yazik ki bu konuda herhangi bir bilgi sahibi degiliz. Zaman içinde eksik bilgilerimizin tamamlanacagini ümit ediyorum. Bir baska ümidim de bu tarz tezlerin hatta uzmanlik tezlerinin bir çati altinda toplanmasi ve korunmasidir. Bunun için en uygun yer simdilik/her zaman Türk Dermatoloji Dernegi Genel Merkezi’nde bulunan kütüphanedir.