Özgün Araştırma

Seboreik Dermatit Hastalarının Depresyon, Anksiyete Düzeyleri ve Yaşam Kalitesi

10.4274/tdd.2586

  • Yalçın Baş
  • Göknur Kalkan
  • Mesut Yıldız
  • Pınar Özuğuz
  • Havva Yıldız Seçkin
  • Zennure Takcı
  • Emrah Songur

Gönderim Tarihi: 20.01.2015 Kabul Tarihi: 13.02.2015 Turk J Dermatol 2015;9(4):181-185

Amaç:

Seboreik dermatit (SD) hastalarının depresyon ve anksiyete yönünden riskleri ile birlikte hastalığın yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

Yöntemler:

Hastanemiz dermatoloji polikliniğine başvuran hastalardan, anamnez ve dermatolojik muayene neticesinde SD tanısı koyulan ve araştırmaya katılmayı kabul edenler çalışmaya alınmıştır. Hastaların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik bilgileri ve SD klinik özellikleri kayıt altına alındıktan sonra, hastalara Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) ve Kısa form-36 (SF-36) uygulanmıştır.

Bulgular:

Çalışmaya 27 kadın 23 erkek olmak üzere toplam 50 olgu alınmıştır. Hastaların %32’sinin anksiyete açısından, %34’ünün ise depresyon açısından risk altında olduğu saptanmıştır. SD’li hastaların yaşam kalitelerinde emosyonel rol güçlüğü ve sosyal fonksiyonlar başta olmak üzere tüm alanlarda bozulmalar olduğu görülmüştür.

Sonuç:

SD’li hastaların depresyon ve anksiyete düzeylerinin yüksek olduğu ve SD’nin yaşam kalitesinde de bozulmaya yol açtığı değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Anksiyete, depresyon, seboreik dermatit, yasam kalitesi, Kisa form-36, Hastane anksiyete ve depresyon ölçegi

Giriş

Seboreik dermatit (SD); göğüs, saçlı deri ve yüz gibi vücudun sebase glandlardan zengin bölümlerinde yerleşen inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Klinik olarak eritemli zeminde üzerinde sarı yağlı skuam bulunan papül ve plaklarla karakterizedir (1). Toplumda görülme sıklığı %2-12 arasında değişmektedir ve kadınlardan daha çok erkekleri etkilemektedir (2). Her yaş grubunda ortaya çıkabilmekle birlikte en sık 30-60 yaş aralığındaki erişkin bireylerde izlenmektedir (1). Kronik olması, sık sık nükslerin görülmesi ve hatta çoğu hastada sürekli lezyonların sebat etmesi nedeniyle hastaların yaşam kalitesini, sosyal ve iş hayatını önemli ölçüde etkilemektedir (3). SD’nin nöroleptik kaynaklı parkinsonizm, polinöropatili ailesel amiloidoz, tardif diskinezi ve depresyon gibi nörolojik ve psikiyatrik bir çok durumla ilişkili olduğu gösterilmiştir (4-7). Emosyonel stresinde SD’yi tetikleyen önemli sebeplerden olduğu bilinmektedir (8,9). Yapılan çalışmalarda SD ile psikiyatrik ve nörolojik hastalıkların ilişkisinin çift yönlü olduğu gösterilmiştir (10,11). Örneğin stres sonucu SD ortaya çıkabileceği gibi, SD nedeniyle oluşan şekil bozukluğu ya da hastalığın kronik seyri nedeniyle de stres ortaya çıkabilmektedir.

Bu çalışmada SD hastalarının anksiyete ve depresyon yönünden riskleri ile birlikte fiziksel ve mental sağlık durumları belirlenerek hastalığın yaşam kalitesi üzerine olan etkisi değerlendirilmiştir.


Yöntemler

Örneklem grubu: Hastanemiz dermatoloji polikliniğine başvuran hastalardan anamnez ve dermatolojik muayene neticesinde SD tanısı koyulan ve araştırmaya katılmayı kabul edenler çalışmaya dahil edildi. SD hastalığına ek olarak sistemik ve dermatolojik herhangi bir hastalığı olanlar araştırmaya dahil edilmedi.

Yöntem: Hastaların yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi gibi sosyo-demografik bilgileri ve SD klinik özellikleri kayıt altına alındıktan sonra Kısa form-36 (SF-36) ve Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) ölçekleri uygulandı. Olgular 18-29, 30-39, 40-49, 50 ve üzeri olmak üzere dört yaş grubuna ayrıldı. SD’yi skorlamak için pullanma, inflamasyon ve kaşıntı derecelendirildi (0=yok, 1=zayıf, 2=hafif, 3=orta, 4=belirgin ve 5=şiddetli) ve toplam skora göre 2-4 arası zayıf, 5-7 arası hafif, 8-10 arası orta, 11-13 arası belirgin, 14 ve 15 şiddetli olarak değerlendirildi.

Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği: Hastada kaygı ve depresyon yönünden riski belirlemek ve bu riskin seviyesi ile değişimini tespit etmek amacıyla kullanılan bir kendini değerlendirme ölçeğidir. Toplam 14 sorudan oluşan ölçeğin yedi sorusu kaygıyı diğer yedi sorusu ise depresyonu ölçmeye yöneliktir. Yanıtlar dörtlü Likert biçiminde ve 0-3 arasında puanlanmaktadır. Türkçe geçerlilik ve güvenirliliği yapılan çalışma sonucunda Anksiyete alt ölçeği (HAD-A) için kesme puanı 10, Depresyon alt ölçeği (HAD-D) için ise 7 bulunmuştur (12). Hastalardan bu puanların üzerinde alanlar risk altında olarak değerlendirilir. Puanlama sonucunda her iki ölçekten hastaların alabilecekleri en düşük puan 0, en yüksek puan 21’dir.

Kısa form-36: Klinik uygulama ve araştırmalarda bireylerin yaşam kalitesini ölçmede kullanılan kendini değerlendirme ölçeğidir. Hastaların sağlığını toplam 36 soru neticesinde 8 farklı alanda değerlendirme imkanı sağlar. Ölçek sayesinde sağlık probleminden dolayı fiziksel aktiviteleri yapmakta zorluk, fiziksel ya da duygusal problemlerden dolayı sosyal aktiviteleri yapmakta güçlük, fiziksel sağlık problemlerinden dolayı günlük aktiviteleri yapmakta zorluk, bedensel ağrı, genel ruh sağlığı, duygusal problemlerden dolayı günlük aktiviteleri yapmakta güçlük, canlılık (enerji ve yorgunluk) ve genel sağlık algısı hakkında veriler elde edilir. Türkçe geçerlilik ve güvenirliliği yapılan ölçekte belirlenen puanlama neticesinde sağlığı 0-100 arasında değerlendirir. Yalnızca tek bir puan vermez (her alt ölçek ayrıca puanlanır) ve 0 en kötü sağlık durumunu, 100 en iyi sağlık durumunu gösterir (13). Yapılan çalışma sonucunda Türk toplumunun standartları elde edilmiştir (Tablo 2) (14).

İstatistiksel Analiz

Ölçümle elde edilen verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile incelenmiştir. Çalışma grubunun karşılaştırılmasında normal dağılıma uyan veriler için Student t testi, normal dağılıma uymayanlarda Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Niteliksel verilerinin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Ölçümle elde edilen veriler aritmetik ortalama ± standart sapma, sayımla elde edilen veriler (%) olarak gösterilmiştir. Anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak alınmıştır.


Bulgular

Çalışmaya 27 kadın 23 erkek olmak üzere toplam 50 olgu alındı. Hastaların yaşları 18-63 arasında ve ortalama 28,93±12,99 olarak tespit edildi. Eğitim düzeyleri bakımından değerlendirildiğinde; %16’sı halen öğrenci, %30’u ilk-ortaokul, %14’ü lise ve %40’ı üniversite mezunu olarak tespit edildi. Olguların %36’sı çalışan, %38’i ev hanımı, %16’sı öğrenci ve %10’u işsiz olarak saptandı. Hastaların mevcut SD kliniği %14’ü zayıf, %20’si hafif, %24’ü orta, %32’si belirgin ve %10’u şiddetli grupta tespit edildi. Olguların demografik özellikleri ile hastalığın şiddeti arasında anlamlı bir ilişki saptanmadı.

HAD-A puan ortalaması 9,11±3,88 bulundu ve 10 kesme puanına göre olguların %32’si risk altında olarak tespit edildi. HAD-D puan ortalaması 6,38±3,76 bulundu ve 7 kesme puanına göre olguların %34’ü risk altında olarak tespit edildi. HAD-A değerlerine 10 kesme puanına göre bakıldığında, kadınların erkeklerden daha fazla risk altında oldukları saptandı (p=0,014). Eğitim, meslek gibi diğer demografik özellikler ile şiddet, sıklık gibi hastalığa ait verilerle HAD-A ve HAD-D puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.

SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin 8 farklı alandaki minimum, maksimum, ortanca ve ortalama değerleri ile normal dağılıma göre uygunluğu Tablo 1’de paylaşıldı. Hastaların SF-36 puan ortalamalarının Türk toplumu standartları ile karşılaştırıldığında fiziksel rol güçlüğü (p=0,000), ağrı (p=0,003), genel sağlık algısı (p=0,000), enerji (p=0,003), sosyal fonksiyon (p=0,000), emosyonel rol güçlüğü (p=0,000) ve mental sağlık (p=0,000) alanlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edildi (Tablo 2). Eğitim, meslek, cinsiyet gibi demografik özellikler ile şiddet, sıklık gibi hastalığa ait verilerle SF-36 puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı.

HAD-A ile SF-36 ölçeğinin genel sağlık (p=0,001, r=-0,511), enerji (p=0,000, r=-0,612), sosyal fonksiyon (p=0,006, r=-0,425) ve mental sağlık (p=0,000, r=-0,719) alanlarında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptandı. HAD-D ile SF-36 ölçeğinin fiziksel rol güçlüğü (p=0,003, r=-0,463), genel sağlık (p=0,000, r=-0,537), enerji (p=0,000, r=-0,642), sosyal fonksiyon (p=0,003, r=-0,460) ve mental sağlık (p=0,000, r=-0,637) alanlarında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon tespit edildi (Tablo 3).


Tartışma

SD toplumda yaygın görülmesine rağmen, yaşam kalitesi üzerindeki etkisi ve bireyin sosyal yaşantısında meydana getirdiği zorluklara yeterli önem verilmemektedir. Son yıllarda SD için bu alanda çalışmalar yapılsa da çoğunlukla günlük pratikte yeterli karşılık bulmamışlardır. Oysa bu durum hastanın mental durumunu ilgilendirdiği gibi, SD’nin tedavisinin başarısında ve iyilik halinin sürdürülmesinde de önemlidir.

SD nispeten iyi seyirli olsa da, kronik bir hastalık olması ve lezyonların sıklıkla yüz ve saçlı deri gibi diğer insanlar tarafından görülebilecek alanlarda yerleşmesi nedeniyle yaşam kalitesini çoğunlukla negatif yönde etkilediği yapılan çalışmalarda gösterilmiştir (3,11,15,16). Oztas ve ark. (17) 30 SD’li hastada Dermatolojik yaşam kalite indeksi (DYKİ) ölçeğine  göre yaşam kalitesinde önemli derecede kötüleşme saptamışlardır. Bir başka çalışmada Aksoy ve ark. (16) 50 SD’li hastadan oluşan bir grupta yine DYKİ ölçeğine göre hastaların %50’sinin yaşam kalitesinde orta veya yüksek derecede negatif yönde etkilenme belirlemişlerdir. Peyri ve ark. (11) ise 2169 SD’li hastadan oluşan çok merkezli bir çalışmada Deri ve saç bozukluğu olan hastalarda performans ve yaşam kalitesi ölçeği (Skindex-29) kullanarak kadınların erkeklerden daha çok ve 60 yaş üzerindekilerin daha az etkilendiklerini tespit etmişlerdir. Ancak hastalığın yaşam kalitesi üzerine olan total etkisini ise düşük bulmuşlardır. Doğramacı ve ark. (15) çalışmalarında hem DYKİ hem de Skindex-29 ölçeklerini kullanmışlar ve her iki ölçek skorlarına göre hastaların yaşam kalitesinde belirgin kötüleşme tespit etmişlerdir. Bu çalışmada da hastaların yaşam kalitesi skorları düşük bulunmuştur. SD hastalarının SF-36 puanları ile Türk toplumu standartlarını karşılaştırdığımızda ölçeğin fiziksel fonksiyon boyutu haricinde tüm alanlarda toplumdan anlamlı derecede düşük olduğu izlenmektedir (Tablo 2). Olgular özellikle emosyonel rol güçlüğü ve sosyal fonksiyon alanlarında topluma göre en düşük puanları almışlardır (p=0,000). Olguların SD kaynaklı emosyonel sorunlar nedeniyle iş hayatında ya da günlük aktivitelerinde sorunlar yaşadığı görülmektedir. Hastalar ayrıca fiziksel ve emosyonel sorunlara bağlı olarak, olağan toplumsal etkinliklere daha az katılmaktadırlar. Hastaların SF-36 puanlarına göre, ruh sağlığı algılarının ve genel sağlık algılarının topluma göre daha kötü olduğu saptanmıştır. Her toplumun standartlarının farklı olması ve her çalışmanın örneklem grubunun aynı özellikleri göstermemesi nedeniyle sonuçları diğer çalışmalarla sağlıklı bir şekilde karşılaştırmak mümkün olmayabilir. Ancak yapılan çalışmalarla SD’li hastaların yaşam kalitesi skorları incelendiğinde; vitiligo, psoriasis, alopesi areata gibi diğer dermatolojik hastalıklar ile romatoid artrit, diabetes mellitus, kardiyovasküler sorunlar gibi diğer yaygın görülen kronik hastalıklara yakın puanlar aldığı, hatta bazı alt puanların daha kötü olduğu da ihmal edilemez (18-21). Sonuç olarak SD’nin hastaların yaşam kalitesini diğer ciddi kronik hastalıklar kadar etkileyebileceği söylenebilir.

SD hastalarında anksiyete ve depresyon oranı daha yüksek izlenmektedir (10). Bu çalışmada HAD-A 10 kesme puanına göre hastaların %32’si anksiyete yönünden, HAD-D 7 kesme puanına göre %34’ü depresyon yönünden yüksek puanlar almışlardır. Ayrıca bu değerler SF-36 ölçeği ile büyük oranda korelasyon göstermektedir (Tablo 3). Bu sonuçlar benzer çalışmalarla genel anlamda uyumlu gözükmektedir (15,16). Maietta ve ark. (22) 150 psikiyatri hastası ile ameliyat için bekleyen hastalardan oluşturulan 150 kontrol grubunu karşılaştırdıklarında, SD’yi psikiyatrik bozukluğu olanlarda anlamlı derecede yüksek tespit etmişlerdir. Bu istatistiksel olarak anlamlı farklılığın tümüyle depresyonlu hastalar nedeniyle olduğunu da belirlemişlerdir. Bir başka çalışmada Cömert ve ark. (23) 117 SD’li ile 95 sağlıklı kontrol grubunu HAD ölçeğine göre karşılaştırdıklarında yalnızca anksiyete skorlarında farklılık saptamışlardır. Ancak hastalığın şiddeti ve süresi ile anksiyete arasında anlamlı bir ilişki bulmamışlardır. Cömert ve ark. (23) aksine Oztas ve ark. (17) 30 SD’li ile 30 sağlıklı kontrol grubunu HAD ölçeğine göre karşılaştırdıklarında anlamlı bir ilişki saptamamışlardır. Fakat aynı çalışmada Kısa Semtom Envanteri ölçeğinin depresyon ve anksiyete dahil tüm alt gruplarında anlamlı faklılıklar tespit etmişlerdir. Bir diğer araştırmada Misery ve ark. (8) iki aşamada planladıkları bir çalışmayla depresyon ve anksiyetenin SD ataklarındaki rolünü incelemişler ve yanlızca anksiyete skorlarının ataklarla ilişkili olduğunu tespit etmişlerdir. Ayrıca aynı çalışmada Beck depresyon envanterine göre yüz tutulumu olan hastaları daha depresif bulmuşlardır. Yapılan çalışmaların sonuçlarına göre depresyon ve stres ile SD arasındaki ilişki çift yönlü gözükmektedir. Stres ve depresyon neticesinde SD ortaya çıkabileceği gibi, SD’nin kronik seyri ve diğer insanlar tarafından dikkat çeken lezyonları nedeniyle stres ve depresyon ortaya çıkabilmektedir.


Sonuç

SD yaşam kalitesini emosyonel rol güçlüğü ve sosyal fonksiyonlar daha belirgin olmak üzere tüm alanlarda negatif yönde etkilemektedir. Ayrıca yaşam kalitesindeki bozulmayla beraber anksiyete ve depresyon düzeylerinde de korelasyon izlenmektedir. SD’nin remisyon ve ataklarla seyreden kronik seyri dikkate alındığında; hastalığın etkili ve başarılı bir şekilde yönetilmesi, ayrıca yüksek hasta memnuniyetinin sağlanabilmesi adına SD’nin psikiyatrik komorbiditeleri de ihmal edilmemelidir.


Yazar Katkıları

Etik Kurul Onayı: Çalışma için Gaziosmanpaşa Üniversitesi  Klinik Araştırmalar Etik Kurulu’undan onay alınmıştır, Hasta Onayı:  Çalışmamıza dahil edilen tüm hastalardan bilgilendirilmiş onam formu alınmıştır, Konsept: Yalçın Baş, Göknur Kalkan, Mesut Yıldız, Pınar Özuğuz, Dizayn: Yalçın Baş, Göknur Kalkan, Mesut Yıldız, Pınar Özuğuz, Veri Toplama veya İşleme:  Yalçın Baş, Göknur Kalkan, Mesut Yıldız, Havva Yıldız Seçkin, Zennure Takcı, Analiz veya Yorumlama: Yalçın Baş, Göknur Kalkan, Mesut Yıldız, Pınar Özuğuz, Havva Yıldız Seçkin, Zennure Takcı, Emrah Songur, Literatür Arama: Yalçın Baş, Göknur Kalkan, Mesut Yıldız, Pınar Özuğuz, Havva Yıldız Seçkin, Zennure Takcı, Emrah Songur, Yazan: Yalçın Baş, Mesut Yıldız, Emrah Songur, Hakem Değerlendirmesi: Editörler kurulu tarafından değerlendirilmiştir, Çıkar Çatışması: Yazarlar bu makale ile ilgili olarak herhangi bir çıkar çatışması bildirmemiştir, Finansal Destek: Çalışmamız için hiçbir kurum ya da kişiden finansal destek alınmamıştır.


1. Schwartz RA, Janusz CA, Janniger CK. Seborrheic dermatitis: an overview. Am Fam Phys 2006;74:125-30.
2. Palamaras I, Kyriakis KP, Stavrianeas NG. Seborrheic dermatitis: lifetime detection rates. J Eur Acad Dermatol Venereol 2012;26:524-6.
3. Szepietowski JC, Reich A, Wesołowska-Szepietowska E, et al. Quality of life in patients suffering from seborrheic dermatitis: influence of age, gender and education level. Mycoses 2009;52:357-63.
4. Binder RL, Jonelis FJ. Seborrheic dermatitis in neuroleptic-induced parkinsonism. Arch Dermatol 1983;119:473-5.
5. Rocha N, Velho G, Horta M, et al. Cutaneous manifestations of familial amyloidotic polyneuropathy. J Eur Acad Dermatol Venereol 2005;19:605-7.
6. Sandyk R. Seborrhea and persistent tardive dyskinesia. Int J Neurosci 1990;50:223-6.
7. Gupta AK, Bluhm R. Seborrheic dermatitis. J Eur Acad Dermatol Venereol 2004;18:13-26.
8. Misery L, Touboul S, Vinçot C, et al. Stress and seborrheic dermatitis. Ann Dermatol Venereol 2007;134:833-7.
9. Bukvić Mokos Z, Kralj M, Basta-Juzbašić A, et al. Seborrheic dermatitis: an update. Acta Dermatovenerol Croat 2012;20:98-104.
10. Gül Ü. Seboreik dermatitte psikolojik faktörler. Türkiye Klinikleri J Dermatol-Special Topics 2009;2:55-7.
11. Peyrí J, Lleonart M; Grupo español del Estudio SEBDERM. Clinical and therapeutic profile and quality of life patients with seborrheic dermatitis. Actas Dermosifiliogr 2007;98:476-82.
12. Aydemir Ö. Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirlik çalışması. Türk Psikiyatri Dergisi 1997;8:280-7.
13. Koçyiğit H, Aydemir Ö, Ölmez N, ve ark. SF-36 Yaşam kalitesi ölçeğinin Türk popülasyonunda geçerlik ve güvenirliği. İlaç ve Tedavi Dergisi 1999;12:102-6.
14. Demiral Y, Ergör G, Ünal B, et al. SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin genel toplum örneğinde güvenirliği. 1. Sağlıkta Yaşam Kalitesi Sempozyumu özet kitabı. İzmir,Türkiye: Emek Matbaası; 2004. p.45.
15. Doğramacı AÇ, Havlucu DY, Savaş N. Seboreik dermatitli hastalarda yaşam kalite değerlendirmesi. Türk Dermatoloji Dergisi 2008;2:99-102.
16. Aksoy M, Özkorumak E, Bahadır S, ve ark. Seboreik dermatit hastalarında yaşam kalitesi, anksiyete ve depresyon düzeyleri. Türkderm 2012;46:39-43.
17. Oztas P, Calikoglu E, Cetin I. Psychiatric tests in seborrhoeic dermatitis. Acta Derm Venereol 2005;85:68-9.
18. Song Y, Zhu LA, Wang SL, et al. Multi-dimensional health assessment questionnaire in China: reliability, validity and clinical value in patients with rheumatoid arthritis. PLoS One 2014;9:97952.
19. Kazemi-Galougahi MH, Ghaziani HN, Ardebili HE, et al. Quality of life in type 2 diabetic patients and related effective factors. Indian J Med Sci 2012;66:230-7.
20. Ghajarzadeh M, Ghiasi M, Kheirkhah S. Associations between skin diseases and quality of life: a comparison of psoriasis, vitiligo, and alopecia areata. Acta Med Iran 2012;50:511-5.
21. Yaghoubi A, Tabrizi JS, Mirinazhad MM, et al. Quality of life in cardiovascular patients in iran and factors affecting it: a systematic review. J Cardiovasc Thorac Res 2012;4:95-101.
22. Maietta G, Fornaro P, Rongioletti F, et al. Patients with mood depression have a high prevalence of seborrhoeic dermatitis. Acta Derm Venereol 1990;70:432-4.
23. Cömert A, Akbaş B, Kılıç EZ, et al. Psychiatric comorbidities and alexithymia in patients with seborrheic dermatitis: a questionnaire study in Turkey. Am J Clin Dermatol 2013;14:335-42.