Derleme

Kronik Ürtiker Patogenezi

10.4274/tdd.2588

  • Hilayda Karakök Güngör
  • Aynur Akyol

Gönderim Tarihi: 17.12.2014 Kabul Tarihi: 23.12.2014 Turk J Dermatol 2014;8(4):223-226

Kronik ürtiker 6 haftadan uzun süre boyunca her gün veya hemen hemen her gün ürtika plak çıkışının sebat etmesi ve tetikleyici herhangi bir durum olmaması olarak adlandırılabilir. Ürtika plakları mast hücrelerinin ve bazofillerin degranüle olması sonucu saldıkları histamin nedeni ile oluşur. 1960 yılından ilk defa kronik ürtikerin otoimmün olabileceği hipotezi öne sürülmüştür. Otoimmün teori otolog serum deri testi ile otoreaktifliğin saptandığı olgular ile desteklenmiştir. Otolog serum deri testinin pozitif olduğu olgularda otoreaktiviteyi otoantikorların mı yoksa serum veya plasma faktörünün mü tetiklediği tartışmalıdır. Ayrıca kompleman aktivasyonunun da bazofil degranülasyonunda önemli olduğu düşünülmektedir. Bazofillerin histamin salıvericiliği üzerinde de değişiklikler olduğu gösterilmiştir. Dermatopatolojik incelemede alerjik geç faz reaksiyonunun karakteristik görünümünün olmaması patogenez açısından ipuçları sunar niteliktedir. Bu derlemede kronik ürtiker patogenezi hakkındaki teoriler tartışılacaktı.

Anahtar Kelimeler: Kronik ürtiker, patogenez, teoriler

Giriş

2009 senesinde Avrupa Allerji ve Klinik İmmunoloji Derneği’nin toplantısından sonra ürtiker tipleri spontan, fiziksel ve diğer ürtiker tipleri olarak sınıflandırıldı. Spontan ürtikerler ise “akut” ve “kronik” olarak iki gruba ayrıldı (1). O dönemden beri “kronik ürtiker” denildiğinde akla “kronik spontan ürtiker” gelmektedir. Altı haftadan daha uzun süre her gün veya hemen hemen her gün ürtika plak çıkışı olması, tetikleyici herhangi bir etmenin bulunmaması durumu “kronik spontan ürtiker”/“kronik ürtiker” olarak adlandırılır. Bu derlemede, kronik ürtiker patogenezi hakkındaki teoriler tartışılacaktır.


Sorumlu Hücreler; Bazofiller ve Mast Hücreleri

Kronik ürtiker patogenezinde bazofiller ve mast hücrelerinin önemli rolleri bulunur (2). Mast hücreleri immunolojik olan veya olmayan yollarla uyarıldığında degranüle olurlar. Saldıkları ürünlerden başlıca histamin, ürtika plağı oluşumundan sorumludur. Bunun yanında mast hücrelerinin her uyarıldıklarında tüm biyolojik ürünleri aynı anda salmadıkları da akılda tutulmalıdır.

Ürtiker dermatopatolojisininde mast hücre sayısında artış olmadığı bilinmektedir (3). Ancak mast hücre degranülasyon ürünleri ortamda artmıştır. Buna bağlı olarak adezyon molekülleri artışı ile vasküler permeabilite artışı da önemli bir bulgu olarak izlenmektedir.
Fiziksel ve indüklenebilir ürtiker modelleri ile yapılan çalışmalarda spesifik antijen enjeksiyonu ile bifazik yanıt oluştuğu gösterilmiştir. Bunu klinikte önce yüzeyel eritem ardından ise derin ve gergin ödem oluşumu ile gözlemliyoruz. Sonuçta ürtika plağına mix bir inflamatuvar infiltrat göç eder (4).
Bunun yanı sıra mast hücre sayısında artış bulunmamakla birlikte mast hücrelerinden histamin salınımının kolaylaştığı bildirilmektedir. Mast hücre salıverdiricisi olarak bilinen kodein ve 48/80 maddesine karşı ürtikerli bireylerin mast hücrelerinde salıvericilik kolaylaşmıştır (5).


Patogenez Teorileri

-    Otoimmün Teori;

Uzun yıllardan beri kronik ürtikerli hastalarda diğer otoimmün hastalıkların da sık birliktelik gösterdiği gözlemlemiştir (6). 2012 senesinde Contino Cohen ve ark. 12778 kronik ürtikerli (KÜ) hasta ve 10714 kontrol hastasını karşılaştırdıklarında kronik ürtikerli hastalarda sistemik lupus eritematosus, sjogren hastalığı, çölyak hastalığı, romatoid artrit ve tip 1 diyabetes mellitusun daha sık birliktelik gösterdiğini saptamışlar (7). Antitiroid mikrozomal ve antitiroglobulin otoantikorlarının da KÜ hastalarda %12 ile 29 arasında pozitiflik gösterdiği de bilinmektedir (8). Bu gözlemler ışığında ilk defa Rorsman 1960’lı yıllarda KÜ’nün otoantikor ile otoantijen reaksiyonları neticesinde bazofillerin degranüle oldukları hipotezini ortaya atmıştır (9).

1986 yılında Grottan serumdaki otoreaktifliği göstermek amacı ile otolog serum deri testini tanımlamıştır (10). Bu tetkikte hastanın kendi serumu ön kola enjekte edilir. Kontrol olarak ön kola SF enjeksiyonu yapılır ve eritem ödem yanıtının sadece OST alanında gözlemlenmesi durumunda, hastada otoimmünite varlığından şüphelenilir. OST in vivo mast hücre aktivasyon testi olarak da adlandırılır. Mast hücrelerin izolasyonu ve kültürünün oldukça zor olması nedeni ile in vitro mast hücre çalışması yapılamamaktadır. Bu hastalarda otoimmünitenin serumdaki otoantikorlardan mı yoksa serum faktörlerinden mi kaynaklandığı ise araştırılmaktadır.

Otolog serum deri testi kabul görmüş ve uzun seneler KÜ’de otoimmünite varlığının gösterilmesi amacı ile klinikte başvurulan bir test olmuştur. Ancak farklı araştırmacılar OST’nin güvenilirliğinden şüphe duymuş ve çeşitli çalışmalar yapmışlardır. Taşkapan ve ark. çalışmalarında KÜ’lü hastalarda OST pozitifliğini %53 oranında bulmuşken alerjik rinit/astımı olanlarda %20 pozitiflik ve sağlıklı kontrollerde %56 oranında pozitiflik göstermişlerdir (11). Fagiolo ve ark. ile Fusari ve ark. ise yaptıkları çalışmalarda otolog serum testinin remisyonda da pozitifliğinin devam ettiğini bulmuşlardır (12,13). Diğer çalışmalarda tedaviye yanıt ve hastalık seyri ile ilişkisi bulunamamış olması da OST’nin güvenilirliğini şüpheye düşüren kanıtlar arasında yer almaktadır (14).

-    Otoreaktivite; Otoantikorlardan mı Kaynaklanıyor Yoksa Otoantikor Dışı Serum veya Plazma Faktörlerinden mi?

1-    Otoantikorlar:

Kronik ürtiker hastaların serumları, normal bazofillerden histamin salınımını sağlar. İlk immünabsorbsiyon çalışmalarında immünglobulin M yapısında bir otoantikor varlığı gösterilmiştir. İçerisinde antikor bulunmayan serumun ise bazofillerden histamin salınımına yol açmadığı gösterilmiştir (3). Bu bulgular, serumdaki otoreaktif bileşenin otoantikor olduğunu düşündürür niteliktedir.

1988 yılında Gruber KÜ hastaların %5 ile 10’unda otoantikor varlığını ve bu otoantikorların işlevselliğini göstermişlerdir (15). Hide bu otoantikorların IgE reseptörünün alfa alt birimine karşı olduğunu düşünmüşken, sonraki araştırmacılar Fc alt birimine karşı da olabileceğine ilişkin kanıtlar sunmuştur (16). Sonraki çalışmalarda çocuk ve erişkin KÜ hastalarının %30 ile 50’sinde otoantikor varlığı bulunmuştur. Bu çalışmalar neticesinde ‘KÜ index’ adında bir ticari kit üretilmiştir. Bu kit ile anti IgE, anti FceRI ve anti FceRII çalışılmaktadır.

Otoantikorların işlevselliği konusunda farklı araştırmacılar çelişkili sonuçlar bulmuştur. 2009 senesinde bahsedilen bu ticari kit ile yapılan bir çalışmada, sağlıklı bireylerde de pozitiflik varlığı bulunmuştur (17). Fiebiger e ve ark. 1998 senesinde sağlıklı bireylerde de otoantikor varlığını göstermişlerdir (18). 2012 senesinde Cho ve ark. ise SLE, RA, Hashimato hastalarında da aynı otoantikorların bulunduğunu göstermişlerdir (19). Vasagar ve ark., KÜ, alerjik ve nonalerjik bireylerde otoantikor titreleri arasında anlamlı fark olmadığını göstermişlerdir (20). Bu çalışma sonuçları otoantikorların işlevsiz olduğu yönünde kanıtlar sunmaktadır. Eckam’ın grubu antikor titresi ile hastalık aktivitesi arasında ilişki bulunmadığını göstermesi, Lapolla’nın grubunun ise tedavi yanıtı ile otoantikorların ilişkisiz olduğunu göstermesi, otoantikorların işlevsel olmadığı görüşünü desteklemiştir (14,21).
Otoantikorların hastalık patogenezinde önemli rol oynadığını savunan araştırmacılar ise yukarıda bahsedilen araştırmaları eleştirmişlerdir. Patojen otoantikorların immunglobulin G’nin G1 ve G3 alt tipinde olduğunu savunmaktadırlar. Yukarıdaki çalışmalarda bahsedilen otoantikorların IgG2 alt tipinde olduğuna dikkat çeken araştırmacılar hipotezlerini desteklemek için ek çalışmalar yapmışlar. Kaplan ve ark., 9 KÜ hastasından IgG2 alt tipinde anti FceRI izole etmiş. Ancak bu otoantikorlardan hiçbiri bazofillerden histamin salınımına yol açmamıştır. Dolayısıyla IgG2 alt tipinin işlevsiz olduğunu ispat etmişlerdir (3).

Ayrıca otoantikorlar ile yapılan çoğu çalışmada antikor varlığı gösterilmesinde kullanılan immunglobulin e reseptör alfa alt birimi böcekten elde edilmektedir. Bu böcek faktörüne karşı insanların zaten önceden duyarlanmış olabileceği düşünülür. İnsan ve böcek faktörleri arasında glikozilasyon farklılığı bulunduğu da bilinmektedir. Tüm bu nedenler, çalışmalardaki tutarsızlığı açıklayabilir (3).

2-    Serum faktörü:

Anti IgE, ıgE reseptörüne bağlanır ve aynen IgE gibi mast hücre degranülasyonuna yol açar. KÜ hastalarının bazofilleri anti IgE’ye maruz bırakıldığında normal insanların ve atopik bireylerin bazofillerine kıyasla daha az degranüle olurlar (29). Bu gözlem, KÜ hastaların bazofillerinin dolaşımda, anti IgE ile desensitize oldukları yönünde açıklanmıştır (22). KÜ hastalarının bazofilleri, otoantikor barındırmayan KÜ’lü hastanın serumu ile karşılaştıklarında ise normal insanların bazofillerine kıyasla çok daha belirgin histamin salıvermişler (23). Bu gözlemler, serumda otoreaktif bir maddenin varlığını destekler niteliktedir.

Bossi ve ark., KÜ hastaların serumlarının, ıgE ve IgG bağımsız yollar ile mast hücre degranülasyonu sağlayabildiğini göstermişlerdir (24).

3-    Plazma Faktörü:

Otolog serum deri testine ek olarak son senelerde otolog plazma deri testi de kullanılmaktadır. Bu testte sitratlı antikoagüle plazmanın intradermal olarak enjekte edilir. OPDT ile yapılan çalışmalarda trombin oluşumu esnasında üretilen polipeptid fragmanı 1 ve 2’nin KÜ hastalarda yükseldiğini göstermiştir. Ayrıca bu polipeptid fragmanı seviyeleri ile hastalık aktivitesi arasında ilişki saptanmıştır (25).

OPDT’nin kontrol grubu olarak sodyum sitrat kullanılarak uygulanması arasında farkın olmadığını kanıtlayan çalışmalar bulunmaktadır. Gene de çok sayıda çalışmada, KÜ hastalarında ekstrinsik koagülasyon yolak aktivasyonu gösterilmiştir. Bu şekilde hem trombin oluşumu artmakta hem de C5a direk uyarımı olmaktadır. Pucetti ve ark.’nın yaptıkları çalışmada KÜ hastalarında ekstrinsik koagülasyon ürünleri D-dimer, protrombin 1 ve 2’nin arttığını, fibrinojenin ise azalmış olduğunu göstermişlerdir. Gene Pucetti ve ark., bu aktivasyondan eosinofilleri sorumlu tutmuş bunu da FceRII reseptörü ile eosinofilik katyonik protein salınımı yoluyla olduğu iddia edilmiştir (26).

Ekstrinsik koagülasyon yolağı aktivasyonu beraberinde hiperkoagulapatiyi getirir. Takeda ve ark.’nın 36 kronik ürtiker ve 15 sağlıklı kontrolde yaptıkları çalışmada da hasta popülasyonunda fibrinojen, D-dimer, fibrin, fibrin yıkım ürünleri ve çözünebilir fibrin monomer kompleksinin yüksek olduğunu saptamışlar (27). Bu bulgular hiperkoagulapatiyi desteklemektedir. Takeda’nın çalışmasında, diğer çalışmaların aksine protrombin 1 ve 2 düzeyleri arasında anlamlı fark gözlemlenmemiştir. Ekstrinsik koagülasyon patogenezde rol alıyorsa, bu yolağı hedefleyen tedavilerin faydalı olması teorik olarak beklenir. Parslew ve ark. antihistaminik dirençli 8 olguda varfarin kullanmışlar ve 6 hastada klinik yanıt elde etmişlerdir (28). Küçük bir hasta grubunda transeknemanik asit ve heparin ile de başarılı sonuçlar bildirilmektedir (29).

-    Kompleman Rolü:

Kaplan ve ark. komplemanın patogenezdeki rolünü çözümleyebilmek için bir dizi deney yapmışlar. İlk deneyde, KÜ hastalarının saf immunglobulinler (otoantikorları) ile sağlıklı bireyden alınan serumun her ikisini birlikte bazofillere verdiklerinde, histamin salınımını gözlemlemişler. İkinci deneyde, KÜ hastalarının saf immünglobulinleri ile C2-C5 eksik serumu bazofillere verdiklerinde histamin yanıtı elde edememişler. Hemen ardından bu örneğe C5 eklediklerinde histamin salınımı gözlenmiş. Üçüncü deneyde ise KÜ hastalarının saf immunglobulinleri, sağlıklı bireyden alınan serum ve anti C5 antikor eklendiğinde histamin salınımının olmadığını gözlemişler. Bu ardışık deneyler kompleman aktivasyonunun bazofil degranülasyonunda önemli olduğunu destekler niteliktedir (3).

Kompleman aktivasyonu için, iki immunglobulin Gnin fiziksel olarak yakın konumlanmış iki FcERI reseptörüne bağlanması gereklidir. Sonrasında C1 aktivasyonu ile klasik kompleman yolağı aktive olur ve aktive C5 oluşur. Aslında C5’in patogenezdeki rolü, kronik ürtikerin neden sadece deride semptom verdiğini anlayabilmemize yardımcı olur. Bilindiği gibi mast hücreleri ve bazofiller, vücudun pek çok bölgesinde yerleşir ve önemli işlevleri bulunmaktadır. Kronik ürtikerli hastalarda, bronşial hiperraktivite saptanmıştır (30,31). Buna karşın akciğer bulgularının izlenmeyişi, akciğer yerleşimli mast hücrelerinin C5a reseptöründen yoksun olmaları ile açıklanabilir. İntestinal sistem yerleşimli mast hücrelerinde de C5a reseptörleri bulunmaz (32,33).

-    Hücresel İnfiltrat: Alerjik Geç Faz Reaksiyonunda Farklılıklar, Patogenez için İpuçları Sunar mı?

Kronik ürtikerin dermatopatolojisinde perivasküler CD4+ lenfosit infiltrasyonu ve monosit ağırlıklı infiltrat izlenir. İnfiltratta eosinofil, nötrofil ve bazofiller bulunur. B hücreler infiltratta yer almaz. Aslında bu bulgular, alerjik geç faz reaksiyonuna benzerdir. Oysa farklı olarak nötrofil ve monositler alerjik geç faz reaksiyonundan daha baskındır (34). Ayrıca KÜ biyopsi örneğinde intraseluler adezyon molekülü ve E-selektin miktarlarında artış mevcuttur (35). Bazı yazarlar, alerjik geç faz reaksiyonundan ayrımın C5a boyaları ile yapılabileceğinden bahseder.

Kronik ürtikerde hem Th1 ürünleri hem de Th2 ürünleri saptanabilir (36). Bu nedenle KÜ’deki T hücreler için bazı yazarlar Th0 terimini kullanırlar, bununla farklanamamış bir T hepler hücre grubu varlığı yönünde bir hipotez kurarlar (3). Ayrıca, otoimmüniteye dair kanıtların saptandığı KÜ hastalarının biyopsi örneklerinde granülositler ve sitokin seviyeleri daha çok saptanmışken, idiopatik olanlarda ise triptaz pozitifliği daha yüksek ve mast hücrelerin daha az degranüle olarak izlenmiştir (37).

-    Hücresel Defekt Teorisi:

Kronik ürtikerli hastalardan elde edilen bazofillerin normal bireylere kıyasla çeşitli testlerde farklı yanıtlar sergilemesi, patogenezde bazofillerdeki hücresel bir defektin rol oynayabileceği düşüncesini akla getirmiştir. KÜ hastalardan elde edilen bazofillerde temel olarak iki farklılık saptanmış. Bir grup bazofilde histamin salıverimi kolaylaşmış (salıverici) diğer bir grupta ise histamin salınımı azalmış/zorlaşmıştır (salıvericiliği azalmış). Aslında normal bireylerde de salıverici bazofil ile salıvericiliği azalmış bazofiller saptanır ve bunların birbirine oranı %10-15 civarındadır. KÜ hastalarında ise bu oran salıverici bazofiller lehine %50 oranında olacak şekilde kaymıştır. Bu bulgunun KÜ remisyonu ile normal oranlara gerilediğinin gözlemlenmiştir.

Bazofil çalışmalarında hücre izolasyonu, serum, sitokinekleme vb. işlemlerde standardizasyon olmaması ve KÜ hasta popülasyonundan elde edilen farklı bazofillerin farklı yanıtlar vermesi, bu konuya ilişkin çalışmalarda da tutarsızlık sonuçlar olmasına yol açmaktadır. Ayrıca bu çalışmalarda kullanılan bazofiller periferaldir. Periferal bazofillerin, deriye göç eden bazofiller ile aynı patolojiyi taşıyıp taşımadıkları ise bilinmemektedir.

-    Diğer Teoriler:

Kronik ürtikerin, H. Pylori, hepatitler ile tetiklenebileceği ve enfeksiyoz ajanın tedavisi ile ortadan kalkabileceğine ilişkin bazı bilgiler bulunmaktadır (38). Ayrıca, gıda ve gıda koruyucular ile ilişkilendirilen olgu serileri de bulunmaktadır. Ancak bu konudaki kanıtlar henüz yeterli oranda değildir.

Sonuç olarak, kronik ürtiker dermatoloji pratiğinde sık karşılaşılan bir problem olmakla birlikte henüz patogenezine dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır. Bu derlemede ana başlıklar halinde çalışılmakta olan teorilere yer verilmiştir.


1. Zuberbier T, Asero R, Bindslev-Jensen C, et al: EAACI/GA(2)LEN/EDF/WAO guideline: definition, classification and diagnosis of urticaria. Allergy 2009;64:1417-26.
2. Kaplan AP, Greaves M. Pathogenesis of chronic urticaria. Clinical and experimental allergy : journal of the British Society for Allergy and Clinical Immunology 2009;39:777-87.
3. Kaplan AP. Chapter 38. Urticaria and Angioedema. In: Fitzpatrick’s Dermatology in General Medicine, 8e. edn. Edited by Goldsmith LA, Katz SI, Gilchrest BA, Paller AS, Leffell DJ, Wolff K. New York, NY: The McGraw-Hill Companies; 2012.
4. Zuberbier T. Urticaria. Allergy 2003;58:1224-34.
5. Chahdi A, Fraundorfer PF, Beaven MA. Compound 48/80 activates mast cell phospholipase D via heterotrimeric GTP-binding proteins. The Journal of pharmacology and experimental therapeutics 2000;292:122-30.
6. Leznoff A, Josse RG, Denburg J, Dolovich J. Association of chronic urticaria and angioedema with thyroid autoimmunity. Archives of dermatology 1983;119:636-40.
7. Confino-Cohen R, Chodick G, Shalev V, et al. Chronic urticaria and autoimmunity: associations found in a large population study. The Journal of allergy and clinical immunology 2012;129:1307-13.
8. Doutre MS. Chronic urticaria and thyroid auto-immunity. Clinical reviews in allergy & immunology 2006;30:31-7.
9. Rorsman H. Basophilic leucopenia in different forms of urticaria. Acta allergologica 1962;17:168-84.
10. Grattan CE, Wallington TB, Warin RP, et al. A serological mediator in chronic idiopathic urticaria--a clinical, immunological and histological evaluation. The British journal of dermatology 1986;114:583-90.
11. Taskapan O, Kutlu A, Karabudak O. Evaluation of autologous serum skin test results in patients with chronic idiopathic urticaria, allergic/non-allergic asthma or rhinitis and healthy people. Clinical and experimental dermatology 2008;33:754-8.
12. Fagiolo U, Kricek F, Ruf C, et al. Effects of complement inactivation and IgG depletion on skin reactivity to autologous serum in chronic idiopathic urticaria. The Journal of allergy and clinical immunology 2000;106:567-72.
13. Fusari A, Colangelo C, Bonifazi F, Antonicelli L. The autologous serum skin test in the follow-up of patients with chronic urticaria. Allergy 2005;60:256-8.
14. Lapolla W, Desai N, English JC 3rd. Clinical utility of testing for autoimmunity in chronic idiopathic urticaria. Journal of the American Academy of Dermatology 2012;66:83-8.
15. Gruber BL, Baeza ML, Marchese MJ, et al. Prevalence and functional role of anti-IgE autoantibodies in urticarial syndromes. The Journal of investigative dermatology 1988;90:213-7.
16. Hide M, Francis DM, Grattan CE, et al. Autoantibodies against the high-affinity IgE receptor as a cause of histamine release in chronic urticaria. The New England journal of medicine 1993;328:1599-604.
17. Eckman JA, Hamilton RG, Saini SS Independent evaluation of a commercial test for “autoimmune” urticaria in normal and chronic urticaria subjects. The Journal of investigative dermatology 2009;129:1584-6.
18. Fiebiger E, Hammerschmid F, Stingl G, Maurer D. Anti-FcepsilonRIalpha autoantibodies in autoimmune-mediated disorders. Identification of a structure-function relationship. The Journal of clinical investigation 1998;101:243-51.
19. Cho CB, Stutes SA, Altrich ML, et al. Autoantibodies in chronic idiopathic urticaria and nonurticarial systemic autoimmune disorders. Annals of allergy, asthma & immunology : official publication of the American College of Allergy, Asthma, & Immunology 2013;110:29-33.
20. Vasagar K, Vonakis BM, Gober LM, et al. Evidence of in vivo basophil activation in chronic idiopathic urticaria. Clinical and experimental allergy : journal of the British Society for Allergy and Clinical Immunology 2006;36:770-6.
21. Eckman JA, Hamilton RG, Gober LM, et al. Basophil phenotypes in chronic idiopathic urticaria in relation to disease activity and autoantibodies. The Journal of investigative dermatology 2008;128:1956-63.
22. Kern F, Lichtenstein LM. Defective histamine release in chronic urticaria. The Journal of clinical investigation 1976;57:1369-77.
23. Wedi B, Novacovic V, Koerner M, Kapp A. Chronic urticaria serum induces histamine release, leukotriene production, and basophil CD63 surface expression--inhibitory effects ofanti-inflammatory drugs. The Journal of allergy and clinical immunology 2000;105:552-60.
24. Bossi F, Frossi B, Radillo O, et al. Mast cells are critically involved in serum-mediated vascular leakage in chronic urticaria beyond high-affinity IgE receptor stimulation. Allergy 2011;66:1538-45.
25. Asero R, Tedeschi A, Riboldi P, Cugno M. Plasma of patients with chronic urticaria shows signs of thrombin generation, and its intradermal injection causes wheal-and-flare reactions much more frequently than autologous serum. The Journal of allergy and clinical immunology 2006;117:1113-7.
26. Puccetti A, Bason C, Simeoni S, et al. In chronic idiopathic urticaria autoantibodies against Fc epsilonRII/CD23 induce histamine release via eosinophil activation. Clinical and experimental allergy : journal of the British Society for Allergy and Clinical Immunology 2005;35:1599-607.
27. Takeda T, Sakurai Y, Takahagi S, et al. Increase of coagulation potential in chronic spontaneous urticaria. Allergy 2011;66:428-33.
28. Parslew R, Pryce D, Ashworth J, Friedmann PS. Warfarin treatment of chronic idiopathic urticaria and angio-oedema. Clinical and experimental allergy : journal of the British Society for Allergy and Clinical Immunology 2000;30:1161-5.
29. Asero R, Tedeschi A, Cugno M. Heparin and tranexamic Acid therapy may be effective in treatment-resistant chronic urticaria with elevated d-dimer: a pilot study. International archives of allergy and immunology 2010;152:384-9.
30. Asero R, Madonini E. Bronchial hyperresponsiveness is a common feature in patients with chronic urticaria. Journal of investigational allergology & clinical immunology 2006;16:19-23.
31. Anania A, Striglia E. Bronchial reactivity in subjects with urticaria. Panminerva medica 1999;41:311-3.
32. Lawrence ID, Warner JA, Cohan VL, et al. Purification and characterization of human skin mast cells. Evidence for human mast cell heterogeneity. Journal of immunology 1987;139:3062-9.
33. Monk PN, Scola AM, Madala P, Fairlie DP. Function, structure and therapeutic potential of complement C5a receptors. British journal of pharmacology 2007;152:429-48.
34. Natbony SF, Phillips ME, Elias JM, et al. Histologic studies of chronic idiopathic urticaria. The Journal of allergy and clinical immunology 1983;71:177-83.
35. Caproni M, Giomi B, Melani L, et al. Cellular infiltrate and related cytokines, chemokines, chemokine receptors and adhesion molecules in chronic autoimmune urticaria: comparison between spontaneous and autologous serum skin test induced wheal. International journal of immunopathology and pharmacology 2006;19:507-15.
36. Ying S, Robinson DS, Meng Q, et al. C-C chemokines in allergen-induced late-phase cutaneous responses in atopic subjects: association of eotaxin with early 6-hour eosinophils, and of eotaxin-2 and monocyte chemoattractant protein-4 with the later 24-hour tissue eosinophilia, and relationship to basophils and other C-C chemokines (monocyte chemoattractant protein-3 and RANTES). Journal of immunology 1999;163:3976-84.
37. Sabroe RA, Poon E, Orchard GE, et al. Cutaneous inflammatory cell infiltrate in chronic idiopathic urticaria: comparison of patients with and without anti-FcepsilonRI or anti-IgE autoantibodies. The Journal of allergy and clinical immunology 1999;103:484-93.
38. Baskan EB, Turker T, Gulten M, Tunali S. Lack of correlation between Helicobacter pylori infection and autologous serum skin test in chronic idiopathic urticaria. International journal of dermatology 2005;44:993-5.