Son Güncelleme: 22.12.2017

Derleme

Dolgu Reaksiyonlari: Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi

10.4274/tdd.3370

  • Murat Durdu
  • Cansu Bozca
  • Nazim Emrah Koçer

Gönderim Tarihi: 14.06.2017 Kabul Tarihi: 16.06.2017 Turk J Dermatol 2017;11(3):131-138

Günümüzde kozmetik islemlere ilginin artmasi ve bu uygulamalarin hekim olmayan kisiler tarafindan yapilmaya baslanmasi çesitli komplikasyonlarin gelisimine neden olmustur. Bu komplikasyonlarin bazilari geçici olmasina karsin digerleri agir sistemik tedaviler gerektirmektedir. Bazi hastalarda hayati tehdit eden önemli semptomlar gelisebilmektedir. Olusan bu komplikasyonlar hastalarda depresyona ve toplumdan izolasyona neden olmaktadir. Bu makalede dolgu maddesi olmayan vitamin E içeren ampüllerin uygulanmasina bagli gelisen üç farkli reaksiyon sunularak literatür verileri isiginda dolgu maddesi reaksiyonlari ve tedavi yaklasimlari derlenmistir.

Anahtar Kelimeler: Dolgu reaksiyonlari, derleme, E vitamini, sklerödema, parafinoma, \r\nlipogranüloma

Giris

Günümüzde kozmetik uygulamalara ilgi hizla artmaktadir. Estetik uygulamalardan biri de deride kirisikliklari azaltmak ve yasla birlikte olusan volüm kaybini gidermek amaciyla kullanilan dolgu maddesi enjeksiyonlaridir. Genellikle güvenli oldugu düsünülen dolgu maddelerinin deriye uygulanmasi bazi komplikasyonlara neden olabilmektedir. Dolgu islemi deneyimsiz veya hekim olmayan kisiler tarafindan yapildiginda olusabilecek komplikasyonlarin sikligi artmaktadir (1). Burada, vitamin E enjeksiyonu sonrasi gelisen bazi komplikasyonlar sunulmus ve dolgu sonrasi olusabilecek komplikasyonlar ve tedavi yaklasimlari derlenmistir.


Olgu Sunumlari

Olgu 1 Kirk bir yasinda kadin hasta dudak bölgesine vitamin E enjeksiyonu sonrasi gelisen sertlik nedeniyle basvurdu. Hastanin 3 ay önce kuaförde dolgu amaçli vitamin E enjeksiyonu yaptirdigi ögrenildi. Enjeksiyondan 10 gün sonra dudakta sislik kizariklik ve sertlik gelismis ve daha sonra agiz çevresine yayilmis. Hastanemize basvurudan önce hastamiza sistemik steroid tedavisi baslanmis ve steroide bagli diyabeti gelismisti. Steroid tedavisi kesildikten sonra kan glikoz düzeyi normale döndü. Yapilan dermatolojik muayenede dudaklarda ve agiz çevresinde belirgin olan ve agiz hareketini kisitlayan sklerotik plaklari saptandi (Resim 1a). Sertlik nedeniyle hasta konusmak ve yemek yemekte güçlük çekiyordu. Yapilan kan tetkiklerinde tam kan sayimi, karaciger fonksiyon testleri, tiroid hormonlari, protein elektroforezi, C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hizi, anti-streptolizin O ve kompleman seviyesi normal düzeyde idi. Anti-nükleer antikor, anti-Sjögren sendromu-A/Ro, anti-Sjögren sendromu-B/La, anti-Sm, anti-Scl-70, romatoid faktör, anti-ribonükleoprotein ve hepatit serolojisi negatifti. Sklerotik lezyonlardan punch biyopsi alindi ve yapilan histopatolojik incelemede dermiste kollajende kabalasma ve Alcian mavisi ile pozitif boyanan müsin yapilari tespit edildi (Resim 2). Lupus bant testi negatif sonuç verdi. Mevcut klinik ve histopatolojik bulgular ile hastada sklerödema düsünüldü. Metotreksat (15 mg/hafta) ve kolsisin tb (günde 3 kez 0,5 mg) tedavisi ile 3 ay içerisinde sklerozu tamamen düzeldi (Resim 1b). Olgu 2 Otuz üç yasinda kadin hasta alti gündür yüz ve uylukta eritemli kasintili nodüller nedeniyle basvurdu. Öyküsünde, dis hekimi olan hastanin trombositten zenginlestirilmis plazma kursuna gittikten sonra kendisine vitamin E enjekte ettigi ve enjeksiyondan 3 hafta sonra nodüler lezyonlarin gelistigi ögrenildi. Dermatolojik muayenede yanaklar, alin ve uyluk ön yüzde çok sayida eritemli sert nodüller saptandi (4). Yapilan histopatolojik inceleme lipogranüloma ile uyumlu bulundu. Oral sistemik steroid tedavisi (metil prednizolon 32 mg/gün) ve topikal steroidli krem tedavisi baslandi. Yüz lezyonlari bir ayda uyluk lezyonlari ise iki ay içerisinde deri seviyesine geldi. Kalan az sayida nodüler lezyona bir ay ara ile iki kez intralezyonel steroid enjeksiyonu uygulandi. Lezyonlar postinflamatuvar pigmentasyon birakarak iyilesti. Olgu 3 Elli bir yasinda kadin hasta yüzünde sislik, kizariklik ve sertlik nedeniyle basvurdu (6). Öyküsünde asemptomatik tiroid nodülleri disinda ek hastaligi ve sistemik ilaç kullanimi yoktu. Yüzüne, klinigimize basvurmadan bir yil önce, bir kuaför tarafindan, vitamin E ve koenzim Q içeren bir ampül enjekte edildigi ögrenildi. Klinigimize basvurmadan iki ay öncesinde ise yine farkli bir merkezde iki hafta arayla göz çevresine botoks uygulanmisti. Hastanin son uygulamadan bir hafta sonra gözlerinde yanma, batma ve kizariklik sikayetleri olmus, sicak-soguk uygulamaya ragmen sikayetlerinde gerileme olmamis; özellikle yanaklarinda kizariklik, sislik ve sertlik gelismeye baslamis. Sag yanagindaki sislik bir süre sonra drene olmus; daha sonrasinda tekrar sislikte artma gözlenmis. Bunun üzerine hasta dis merkezde yatirilarak sag malar bölgesinden biyopsi alinmis ve alinan biyopsi yabanci cisim granülomu ile uyumlu olarak rapor edilmis. Hastaya 48 mg/gün dozunda sistemik metilprednizolon, ampisilin sulbaktam, linezolid, nidazol tedavileri baslanmis. Verilen tedavilerle sedimentasyon, CRP degerleri ve ödemi gerileyen hasta siprofloksasin (2x500 mg tablet), analjezik ve asamali steroid azaltimi ile birlikte taburcu edilmis. Hastanin klinigimize basvurdugunda fizik muayenesinde her iki malar bölgede eritem, ödem ve tahta sertliginde deri alti nodüller saptandi. Yapilan laboratuvar incelemelerinde hafif lökositoz (13), hafif nötrofili (9), lenfopeni (3), total IgE yüksekligi (386 IU/mL) saptandi. Anti-nükleer antikorun negatif, C1 inhibitör düzeyinin ise normal oldugu tespit edildi. Olgu dermatopatoloji konseyinde tartisildi ve hastaya sistemik metil prednizolon (0,75 mg/kg/gün), siklosporin (5 mg/kg/gün) ve azitromisin tablet (1500 mg/ay) tedavisi basladi. Yumusak doku manyetik rezonans (MR) incelemesinde her iki maksiller ve mandibular bölge komsulugunda, sol preseptal zigomatik komsulukta deri alti yag dokuda kalinlasma, T1-T2’de hipointens alanlar ve kontrastlasmalar tespit edildi. Hastanin 15 gün sonraki kontrolünde verilen tedavilerle malar bölgedeki ödemin ve sertligin gerilemeye basladigi gözlendi.


Tartisma

Günümüzde dermatolog ve plastik cerrahlar disinda hekimlerin hatta doktor olmayan kisilerin girisimsel kozmetik uygulamalar yapmasi bir takim önemli komplikasyonlara yol açmaktadir. Kozmetik islem sonrasi daha iyi görünmeyi bekleyen kisilerin çesitli istenmeyen yan etkiler ile karsilasmasi depresyona, intihar girisimine ve hatta ölüme neden olmaktadir (2). Literatürde kozmetik uygulama sonucu gelisen yabanci cisim reaksiyonlarinin %77,5’inin illegal uygulamalar sonucu gelistigi bildirilmistir (3). Burada sunulan komplikasyonlardan ikisi kuaför tarafindan uygulanan E vitamini enjeksiyonunu sonrasi gelisirken, digeri bir dis hekiminin kendi kendine uyguladigi E vitamini sonrasi meydana gelmistir. Dolgularin deride çesitli komplikasyonlara neden oldugu bilinmektedir (Tablo 1) (4). Dolgu sonrasi çogu hastada geçici eritem, ödem ve hassasiyet gelisir. Bu akut reaksiyonlar enjeksiyon yapilan üründen çok uygulama teknigi ile iliskilidir. Hiyalüronik asit uygulananlarin %93’ünde, kollajen uygulananlarin %90’inda bu lokal reaksiyonlar gelisir (5). Bu reaksiyonlar gelistiginde buz torbasi konulmasi genellikle yararli olur. Eritemi gizlemek için yesilimsi renkte kamuflaj malzemeleri kullanilabilir (4). Dolgu sonrasi geçici eritem ödem yaninda günlerce hatta aylarca devam eden malar ödemde gelisebilir. Bu komplikasyon genellikle infraorbital alanda yapilan uygulamalar sonucu lenfatik damarlara basiya bagli gelisir. Hiyalüronik asit dolgularinda hiyaluronidaz ile bu komplikasyon tedavi edilebilir. Diger dolgularda tedavi oldukça güçtür. Ödemin azaltilmasi için soguk kompres ve elle lenfatik masaj uygulanabilir (4). Dolgu enjeksiyonu esnasinda damar disina kan ekstravazasyonu sonucu 5-10 gün içerisinde kendiliginden düzelen ekimozlar gelisir. En sik ekimoz gelisen bölgeler perioral bölge, alt göz kapagi ve nazolabial kivrimlardir. Bu riski azaltmak için islem yapmadan 10 gün öncesinden agri kesici, aspirin ve bazi vitamin ilaçlarinin (E vitamini, ginsengi, sarimsak, zencefil, ginkgo ve morina karacigeri yagi) kesilmesi, görünür dermal damar bölgelerinde enjeksiyondan kaçinilmasi, ince küçük igne veya künt kanüllerin kullanilmasi, enjeksiyonlarin yüzeysel yag tabakaya ve pre-periosteal seviyelerde yapilmasi gerekir (4,5,6). Ekimoz olusumu esnasinda buzla veya buz olmadan basinç uygulanmasi ekimozu azaltir. Vitamin K ve bromelinin ekimozu azaltmada etkisi ile ilgili kesin kanit yoktur. Ekimoz uzun sürüyor ise hemoglobini hedefleyen vasküler lazerler ve isik kaynaklari kullanilabilir (4). Dolgu maddesi yapilan bölgede akut gelisen eritem ve ödem yaninda siddetli kasinti tip I allerjik reaksiyonun belirtisidir. Bu akut hipersensitivite reaksiyonlari oldukça nadirdir. Hafif reaksiyonlarda lokal olarak agri, sislik ve kizariklik görülür. Sigir kollajenine karsi reaksiyon riski yüksek (%3) oldugundan öncesinde deri testi önerilmektedir. Deri testi negatif olan bireylerde allerjik reaksiyon riski %0,5’in altindadir. Hiyalüronik asite karsi allerjik reaksiyon oldukça nadirdir. Bu reaksiyonlar genellikle hiyalüronik asitle birlikte bulunan proteinlere bagli gelisir. Reaksiyonlarin çogu antihistaminler ile geriler. Anjioödem ve anaflaksi gelisen olgularda adrenalin ve sistemik steroid gerekir. Bu reaksiyonlar nadir görülmesine ragmen uygulama yerlerinde acil müdahale seti hazir bulundurulmalidir (4). Yabanci cisim reaksiyonu gelisen hastalarda nadiren yaygin ürtikeryal reaksiyon ve serum reaksiyonu benzeri ates, atralji ve uzak bölgelerde döküntü rapor edilmistir (7). Dolgu yapilan bölgede nodül olusumu erken veya geç dönemde gelisebilir. Erken dönemde olusan agrisiz ve eritemsiz bu nodüller genellikle asiri dolgu maddesi enjeksiyonuna bagli gelisir. Dolgu için hiyalüronik asit kullanilmis ise hiyaluronidaz kullanilabilir. Diger dolgu maddelerinde nodül olusumuna neden olacak kadar fazla enjeksiyon yapilmis ise küçük bir insizyon yapilarak drene edilebilir. Eger nodüller çok sayida ve derin ise drenaj mümkün olmayabilir (8). Bu tür olgularda intralezyonel 5-florourasil, radyofrekans yöntem ve cerrahi kullanilabilir. Cerrahi uygulanamayan hastalarda intralezyonel tedavi kullanilabilir (4). Bazi dolgu maddeleri ile deride nodül olusum riski artar. Özellikle poli-L-laktik asit enjeksiyonu sonrasi deride 5 mm veya daha küçük boyutta nodüller gelisir. Benzer reaksiyon nadiren diger dolgu maddeleri ile de görülebilir. Bu reaksiyonlarin görülmemesi için dolgu maddesinin daha büyük hacimde sulandirilmasi (en az 5 mL), sulandirildiktan sonra 24 saat veya daha fazla (tercihan 72 saat) bekletilmesi, bekletilirken oda isisinda tutulmasi ve uygulamanin dermis yerine subkütan yag tabakaya yapilmasi önerilir (6). Dolgu maddesi yapilan bölgede nodüler lezyonlarin bir diger nedeni dolgu materyaline karsi gelisen tip 4 hipersensitivite reaksiyonudur. Bu yabanci cisim reaksiyonlari enjekte edilen dolgunun tipine göre degiskenlik gösterir. Intradermal kollojen ve hiyalüronik asit dolgulari kistik granüloma yol açarken subdermal silikon ve akrilamid uygulamalari Isviçre peynirini andiran petek seklinde görülen lipogranülomalar olusturur (9). Sklerozan tip granülomlar ise artekol gibi partiküler dolgularin subdermal enjeksiyonuna bagli gelisir (10). Kistik tip yabanci cisim reaksiyonu gelisen hastalarda yavas gelisen eritem ve endürasyon olusur. Sklerozan tipten farkli olarak kistik tip granülomlarin tümünde 1-3 ay içerisinde flüktüasyon gelisir. Endürasyon genellikle spontan olarak bir yil içerisinde düzelir. Kistik tip yabanci cisim reaksiyonu için karakteristik olan histopatolojik bulgu, nekrobiyotik implant materyali çevresinde çit seklinde dizilim gösteren yabanci cisim tipi dev hücreler, nötrofil, lenfosit ve makrofajlardir. Bu granülomlar, nötrofil denizinde yüzen kollajenler seklinde de tanimlanabilir (10). Ödematöz granülom gelisen hastalarda klinik olarak eritem görülür. Histopatolojik olarak yabanci materyal çevresinde genellikle lenfosit ve makrofaj yer alirken nadiren dev hücreler bulunur. Bu tür olgularda intralezyonel steroid tedavileri önerilir (10). Sarkoidoz benzeri veya ksantomatöz tipte sklerozan granülomalar dolgu enjeksiyonundan sonra 6-24 ay içerisinde gelisir. Bu tip granülomlar tedavisiz birakildiklarinda yillarca inflamasyon devam eder. Klinik olarak yavas gelisen bir eritem gelisir. Birkaç hafta içerisinde tüm enjeksiyon bölgesinde eritem, sislik ve sertlik olusur. Histopatolojik olarak mikrosferler arasinda artmis fibroblastlar ve makrofajlar görülür. Histopatolojik olarak bu granülomlarin implant nodüllerinden ayirt edilmesi gerekir. Granülom gelisen olgularda infiltrasyonunu çevreleyen dokuda parmak seklinde uzantilar görülür. Enjekte edilen materyal türünün anlasilmasi için polarize mikroskop kullanilmasi gerekir (10). Dolgu enjeksiyonu deride bazi pigmentasyon degisikliklerine neden olabilir. Özellikle esmer kisilerde ekimoz sonrasi postinflamatuar pigmentasyon gelisebilir. Tedavide günesten koruyucular disinda topikal hidrokinon ve tretinoin kullanilabilir. Sigir kollajeni yüzeysel enjekte edildiginde beyaz renk degisikligi gözlenir. Hiyalüronik asitin yüzeysel enjeksiyonu ise mavimsi renk degisimine (Tyndal etkisi) neden olur. Bu renk degisimini tedavi etmek için masaj uygulanmali, yeterli degil ise aspirasyon veya hiyaluronidaz kullanilmasi gerekir (11). Dolgu enjeksiyonuna bagli bakteriyel, fungal ve viral enfeksiyonlar gelisebilir. Bu enfeksiyonlar polimikrobiyal olabilir. En sik gelisen viral enfeksiyon herpetik enfeksiyonlardir. Herpes öyküsü olanlarda islem öncesi asiklovir veya valasiklovir proflaksisi önerilmelidir. Herpes enfeksiyonlari siklikla bakteriler ile sekonder enfekte olur. Bu nedenle antiviral tedavi ile birlikte genellikle antibiyotikler kullanilir. Enfeksiyona bagli gelisen apseler tek veya çok sayida olabilir. Özellikle immünosuprese hastalarda kandida enfeksiyonlarinin gelismesi akil karistiricidir (8). Enfeksiyon riskini azaltmak için enjeksiyon bölgesi alkol ve kloreksidin gibi antiseptik bir solüsyon ile temizlemek gerekir. Enfeksiyonlar baslangiçta lokal non-enfeksiyöz reaksiyonlar ile karistirilabilir. Süphe var ise mutlaka antibiyotik önerilmelidir. Apse gelisen hastalarda drenaj sonrasi kültür alinarak antibiyograma göre antibiyotik degisimi yapilmalidir. Enfeksiyon gelisen hastalarda antibiyotiklerin etkisini önleyen bir diger faktör de biyofilm olusumudur. Bazi bakteriler tarafindan salgilanan bu koruyucu tabaka sayesinde bakteriler antibiyotiklerden korunurlar. Iki haftalik antibiyotik tedavisine ragmen düzelmeyen enfeksiyonlarda atipik mikobakteriler de ekarte edilmelidir (12). Dolgu materyalleri bazi vasküler komplikasyonlara da neden olabilir. Bu vasküler komplikasyonlar lokal olabilecegi gibi uzak bölgelerde de gelisebilir. Lokal reaksiyonlar dolgu materyalinin damar içerisine enjeksiyonu sonucu gelisen tromboza bagli gelisebilecegi gibi asiri uygulanan dolgu sonucu gelisen kompresyon sonucu meydana gelebilir. Uzak vasküler komplikasyonlar ise damar içerisine dolgu materyali enjeksiyonu sonucu gelisir (4). Lokal vasküler reaksiyonun en önemli belirtisi uygulama bölgesinde olusan siddetli agridir. Deri soluklasir ve kapiller dolum zamani uzar. Deri siyanoze hale gelmeden önce livedoid benekli hal alir. Kalici iskemi sonrasi deride nekroz gelisir. Nekrotik tabakanin kalkmasi sonucu ülserler gelisir. Vasküler komplikasyon gelismesi durumunda hiperbarik oksijen, sistemik antibiyotik tedavisi, masaj, vazodilatatör tedavi ve destek tedaviler gerekir. Dolgu maddesi olarak hiyalüronik asit enjekte edilmis ise hiyaluronidaz kullanilabilir. Göz çevresindeki damarlara dolgu maddesinin enjeksiyonu sonrasi göz damarlarinda tikaniklik gelisebilir (13). Bu komplikasyona bagli hastalarda korneal ödem, hifea ve görmede azalma meydana gelebilir. Bu önemli komplikasyonlarin önlenmesi için göz çevresindeki damarsal yapilara dikkat edilmesi, islem yapilirken künt kanüller tercih edilemesi, vazokonstrüktif etkileri nedeniyle epinefrinli lokal anestezikler tercih edilmesi, enjeksiyon öncesi enjektör ucunun damar içerisine girip girmediginin kontrol edilmesi, her bölgeye 0,1 mL’den az, yavas ve nazikçe dolgu verilmesi, enjeksiyon sonrasi sert basinçlardan kaçinilmasi gerekir (14). Dolgu maddelerinin damar içerisine enjeksiyonu lokal yan etkiler yaninda bazi sistemik semptomlara da neden olabilir. Hiyalüronik asit içeren dolgunun yüze enjeksiyonuna bagli ilerleyici dispne ve konfüzyon bildirilmistir. Hastanin akciger tomografisinde buzlu cam görünümü tespit edilirken akciger biyopsisi yabanci cisim granülomu ile uyumlu bulunmustur. Trombotik olmayan pulmoner emboli sonucu gelisen bu komplikasyonun asiri volüm enjeksiyonu, enjeksiyon sonrasi yapilan uygun olmayan masajlar ve damar içi enjeksiyona bagli oldugu düsünülmektedir (15). Dolgu islemi için uygun olmayan maddelerin deriye enjeksiyonu bazi komplikasyonlara neden olur. Her üç olgumuzda da gelisen komplikasyonlar vitamin E enjeksiyonuna bagli gelismistir. Vitamin E enjeksiyonuna bagli literatürde lipogranüloma ve parafinoma gelisimi bildirilmesine karsin sklerödema ilk kez birinci olgumuzda rapor edilmistir (1). Yapilan hatali kozmetik uygulamalara bagli üç hastamiz da uzun süre steroid tedavisi almak zorunda kalmis ve birinci olguda steroide bagli diyabet gelismistir. Sklerödema olgusunda steroide bagli diyabet gelistigi için metotreksat ve kolsisin tedavileri baslandi ve üç ay içerisinde lezyonlarinda tam düzelme gözlendi. Lipogranüloma, bazi dolgu maddelerinin endojen lipidleri travmatize etmesine veya disaridan parafin, minarel yag, vazelin, silikon, vitamin E ve otolog yagin subkütan uygulanmasi bagli gelisebilir (16). Disardan uygulanan bu maddelere karsi gelisen lipogranülomalarda erken veya geç dönemde lipogranüloma neden olabilir. Erken dönemde olusan reaksiyonlar genellikle birkaç hafta içerisinde gelisir ve steroid tedavilerine ilk olgumuzda oldugu gibi daha iyi yanit verir. Buna karsin disardan verilen parafine karsi reaksiyonlar için aylar hatta yillar geçmesi gerekir (parafinoma). Baslangiçta enjeksiyon bölgesinde agri ve hassasiyet olusur. Deride depigmentasyon veya koyu sari bir renk degisikligi gözlenir. Ileri dönemde fibrozise bagli endürasyon ve hareketlerde kisitlilik olusur. Deride nekroz ve ülserasyon gelisebilir. Bazi hastalarda enjekte edilen bu yagli materyaller lenfatik ve hematojen yayilim ile lenf nodu ve akcigerlere gider. Bu ciddi komplikasyonlar yaninda nadiren ölüm bildirilmistir. Lipogranüloma olgularinda histopatolojik inceleme yapildiginda subkütan yag dokusunda bozulma, stroma septalarinda hiyalen nekroz gözlenir. Fibrotik dokuya bagli degisik büyüklüklerde yag globülleri olusur. Olusan yag kistlerinin çevresini endotel hücreleri yabanci cisim tipi dev hücreler, yag dokusunu fagosite etmis makrofajlar ve eozinofilik kollojen yapilari sarar. Deride uzun süre parafinin kalmasina bagli B hücreli lenfoma ve skuamöz hücreli karsinoma gelisimi rapor edildiginden parafinomanin kesin tedavisi tam eksizyonlardir (17,18). Buna ragmen, çogu hasta kozmetik problemler nedeniyle cerrahi islemi kabul etmez. Cerrahi bölgesini belirlemek için manyetik rezonans (MR) yöntemi kullanilabilir (19,20). Tomografide benekli kitle görünümü (%60), yag yogunlugunda nodüller (%100), nodüler (%100) ve halka seklinde (%80) kalsifikasyon saptanir (20). MR incelemede fibröz plaklarin T1 agirlikli görüntülerde orta intensite, T2 agirlikli görüntülerde hipointensite verdigi, sivi parafin komponentinin ise T1 ve T2 agirlikli görüntülerde hipointensite verdigi rapor edilmistir (21). Üç yildan önce çekilen MR’lerde hiperintensite gözlenebildigi, 20 yil ve sonrasinda hiperintensitenin azalabildigi gözlenmistir. Parafinomali olgumuzda 1,5 yillik bir süre geçmesine ragmen hipointens alanlar tespit edildi. Olusan inflamasyonu azaltmak için intralezyonel steroid, sistemik kortikosteroidler, oral tetrasiklin, 10,600-nm CO2 lazer, %100’lük triklor asetik asit ve radyofrekans yöntemi kullanilmistir (16).


Sonuç

Dolgu maddesi enjeksiyonu girisimsel bir islemdir. Bu gibi kozmetik islemlerin olusabilecek komplikasyonlari da yönetebilecek bir dermatolog veya plastik cerrah tarafindan uygulanmasi gerekir. Etik Hasta Onayi: Tüm katilimcilardan bilgilendirilmis onam formu alinmistir. Hakem Degerlendirmesi: Editörler kurulu tarafindan degerlendirilmistir. Yazarlik Katkilari Cerrahi ve Medikal Uygulama: M.D., C.B., Konsept: M.D., C.B., Dizayn: M.D., Veri Toplama veya Isleme: M.D., C.B., Analiz veya Yorumlama: M.D., C.B., Literatür Arama: M.D., C.B., N.E.K., Yazan: M.D., C.B. Çikar Çatismasi: Yazarlar tarafindan herhangi bir çikar çatismasi bildirilmemistir. Finansal Destek: Yazarlar tarafindan finansal destek almadiklari bildirilmistir.


1. Kamouna B, Darlenski R, Kazandjieva J, et al, Complications of injected vitamin E as a filler for lip augmentation: case series and therapeutic approach. Dermatol Ther 2015,28-94

2. Omranifard M, Taheri S, Filler augmentation, safe or unsafe: A case series of severe complications of fillers. J Res Med Sci 2011,16-1627

3. Park TH, Seo SW, Kim JK, et al, Clinical outcome in a series of 173 cases of foreign body granuloma: improved outcomes with a novel surgical technique. J Plast Reconstr Aesthet Surg 2012,65-29

4. Chiang YZ, Pierone G, Al-Niaimi F, Dermal fillers: pathophysiology, prevention and treatment of complications. J Eur Acad Dermatol Venereol 2017,31-405

5. Narins RS, Brandt F, Leyden J, et al, A randomized, double-blind, multicenter comparison of the efficacy and tolerability of Restylane versus Zyplast for the correction of nasolabial folds. Dermatol Surg 2003,29-588

6. Tunca M, Kozmetik uygulama komplikasyonlar. Turkderm 2009,43-17

7. Sorensen EP, Urman C, Cosmetic complications: rare and serious events following botulinum toxin and soft tissue filler administration. J Drugs Dermatol 2015,14-486

8. DeLorenzi C, Complications of injectable fillers, part I. Aesthet Surg J 2013,33-561

9. Requena L, Requena C, Christensen L, et al, Adverse reactions to injectable soft tissue fillers. J Am Acad Dermatol 2011,64-1

10. Lemperle G, Gauthier-Hazan N, Wolters M, et al, Foreign body granulomas after all injectable dermal fillers: part 1. Possible causes. Plast Reconstr Surg 2009,123-1842

11. Douse-Dean T, Jacob CI, Fast and easy treatment for reduction of the Tyndall effect secondary to cosmetic use of hyaluronic acid. J Drugs Dermatol 2008,7-281

12. Rodriguez JM, Xie YL, Winthrop KL, et al, Mycobacterium chelonae facial infections following injection of dermal filler. Aesthet Surg J 2013,33-265

13. Chen Q, Liu Y, Fan D, Serious vascular complications after nonsurgical rhinoplasty: A Case Report. Plast Reconstr Surg Glob Open 2016,4

14. Li X, Du L, Lu JJ, A novel hypothesis of visual loss secondary to cosmetic facial filler injection. Ann Plast Surg 2015,75-258

15. Jang JG, Hong KS, Choi EY, A case of nonthrombotic pulmonary embolism after facial injection of hyaluronic acid in an illegal cosmetic procedure. Tuberc Respir Dis (Seoul) 2014,77-90

16. Kim MW, Park HS, Yoon HS, Cho S, Late-Onset Complication of Fillers: Paraffinoma of the Lower Eyelids Clinically Mimicking Xanthelasma. Ann Dermatol 2016,28-753

17. Cha JA, Kim B, Lee KA, B cell lymphoma underlying paraffinoma of glabella. J Craniofac Surg 2017,28-798

18. Ko CJ, Sarantopoulos GP, Bhuta S, et al, Scalp paraffinoma underlying squamous cell carcinoma. Arch Pathol Lab Med 2004,128-1171

19. Cormio L, Di Fino G, Scavone C, et al, Magnetic resonance imaging of penile paraffinoma: case report. BMC Med Imaging 2014,14

20. Gu DH, Yoon DY, Chang SK, et al, CT features of foreign body granulomas after cosmetic paraffin injection into the cervicofacial area. Diagn Interv Radiol 2010,16-125

21. Erguvan-Dogan B, Yang WT, Direct injection of paraffin into the breast: mammographic, sonographic, and MRI features of early complications. AJR Am J Roentgenol 2006,186-888